VATANSIZ OLMAK NEDİR BİLMİYORUZ

Filiz BAHCIVAN

Filiz BAHCIVAN

E-Posta : b-filiz@hotmail.com

Suriyeli mültecilerin ülkemize ilk giriş yaptıkları dönemi anımsıyorum. "Hayal meyal"

Hemen burnumuzun dibinde sınırın öteki tarafında, kirli siyasetin oyuncağı olmuş kadınlar, çocuklar, yaşlılar. Evlerinden kapıp kaçıra bildikleriyle düşmüşlerdi yollara.

Kiminin elinde bir kapkacak, hemen yanlarında boyundan büyük bir yorganı taşımaya çalışan minicik bir beden. Ve arkadan onları takip eden, binlerce kalbi kırık mülteci.

Hepsinin yüzünde korku dolu ifade. Kaçtıkları kıyametten nasıl bir cenehenneme düşeceğiz endişesi. Ve yüreklerinde hayatın iç burkan ayrıntısı gizliydi.

Ve biz yüreğimizin büyüklüğünü kapılarımızı sonuna kadar açarak tüm dünyaya gösterdik.

Yerinden yurdundan edilmiş milyonlarca insana destek almadan yıllarca baktık.

Ve otuzun üzerinde şehit verdiğimiz günün ertesi, mültecilere sınırların açıldığı çağrısı yapıldı.

Çok geçmeden Ülkemizde mültecilerin bir kısmı Yunan sınırına dayandı.

Her gün yüzlercesi, Avrupa ülkelerine gidebilmek adına ve ölümü de göze alarak yollara dökülüyor.

An be an macera filmi izler gibi izliyoruz.

Koşanlar, koşanları kovalayanlar.

İnsan kaçakçıları ortalıkta cirit atıyor.

Soğuktan donan minik bedenler, sınır ötesinde açılan ateşler ve ölen mülteciler.

Mültecilerin Yunan sınırında verdikleri ölüm kalım mücadelesi insanlık vasfı taşıyan herkesin canını çok fazla acıttı.

Ne yalan söyleyeyim: vicdanım hiç rahat değil. Her gördüğüm çocukta, tenleri suya değen mülteci çocukları hatırlıyorum. Sonra da kendime kızıyorum, insanlara kızıyorum.

Hele-hele sosyal medya da boş konuşanlara bin kat daha fazla kızıyorum. Yazılanları, çizilenleri okudukça insanlığımdan utanıyorum.

"Gebersin hepsi"

Gidişiniz olsun, dönüşünüz olmasın"

"Pis araplar"

İğrenç kokuyorlar"

Ve daha sayamadığım bir sürü zırvalık.

Bizim asıl sorunumuz ne biliyor musunuz?

Biz, empati kurmayı beceremiyoruz..

Bize göre her yer güllük gülistanlık. Ve sonsuza dek bu şekilde sürüp gidecek.

Allah içimizi biliyor. Tabii en büyük duamız bu. Ama ya korktuğumuz bir gün başımıza gelirse?

Felaket tellalığı mı yapıyorum? Yapmayın lüften.

Eğri oturalım doğru konuşalım.

Ülkemizin durumu ortada. Düşmanımız bir değil, iki değil. Ve hepsi bize saldıracağı günün hayaliyle yanıp tutuşuyorlar.

Şimdi kendimizi o mültecilerin yerine koyalım ve bir an için düşünelim.

İyi kötü bir işiniz var, işinizden sonra dönüp başınızı sokacağınız bir eviniz var. Bulunduğunuz yerde anneniz, babanız, çocuklarınız, akrabalarınız, komşularınız ve sevdikleriniz var. Şükretmek için ne kadar güzel bir sebep değil mi?

Ve bir gün ülkenizde bir iç savaş çıktı. Kimin eli kimin cebinde belli değil bu savaşın. Üzerinize bombalar yağmaya başladı.

Sokağınıza, semtinize tanımadığınız insanlar geldi ve bulunduğunuz yer, terör örgütleri tarafından "burası benim bölgem" diyerek parsellendi. Tabii bununla da yetinmedi. Sizden kendileri adına savaşmanızı istedi ve siz her şeyinizi kaybettiniz. Ne yaparsınız bu durumda? Ya başa gelen çekilir der istemeseniz de elinize silah verenlerin yanında kalır savaşırsınız ya da ben bunlar adına can alamamam der o kirli savaştan kendinizi kurtararak kaçarsınız.

Biz savaştan kaçmayız! diyordu- sosyal medya da bir genç kardeşimiz. Gençlerin bu cesaretini anlaya biliyorum. Akan deli kanlarını da. Ama savaşı filmlerdeki gibi sandıklarından da adım gibi eminim.

Savaş- yumruk yumruğa kıyasıya bir mücadele ile olsa hiç şüphesiz o genç kardeşimiz en az yüz düşman askerini yere sererdi. Ancak artık savaş beden gücüne de dayanmıyor.

Bomba patlıyor, o gün hedefte sen varsan, seninle aynı kaderi paylaşan diğerleri ile birlikte ölüyorsun.

İşte savaş bu.

Bir bomba patlıyor, belki sesi bile cansız bedenine konuyor.

Canını elinden alan bombanın sesini duyamıyorsun bile, anlıyor musun?

Ki Türkiye'ye sığınan insanlar, asker de değil.

İster kabul edin, ister etmeyin ama, mahallesinde yabancı çocuk oynatmayan şımarık çocuklardan farkımız yok.

Neymiş efendim, sürekli dışarıda saçları jöleli geziyorlarmış.

Ne yapacaklar, evde mi oturacaklardı?

Yok efendim, hükümet onlara para veriyormuş, durumları bizden iyiymiş!

İyi de bunun hesabını hükümetten sorsana!

Sormuyorsun.

Çünkü gücün, nefesin baruta ve kana bulaşmış toprağını bırakıp gelen zavallıya yetiyor.

Yazdığımı Suriyelilere acıyor, onları koruyor dıye okursanız bana kızarsınız.

Ama dediğim gibi biraz empati kurarsanız bana hak vereceksiniz.

Evet Suriyelilere acıyorum. Ve çoğu zaman kendimi onların yerine koyuyorum. Bırakın başka bir ülkede mülteci olarak yaşamayı- kendi evimin dışında en yakınımın evinde bile yarım saatten fazla kalamıyorum. Daralıyorum, afakanlar basıyor. Evimi özlüyorum.

Velhasıl-demem o ki, vatansız kalmak, dilini, dinini, örf ve adetlerini bilmediğin bir ülke de, sığıntı olarak yaşamak çok zor. Dünyaları ayaklarına serseniz de zor!

Allah'ım bizi vatanımızdan ayırmasın.  


11 Mart 2020 Çarşamba 22:10
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

ÇANAKKALE - HAVA DURUMU

CANAKKALE